13 Temmuz 2012 Cuma


Toplumsal Cinsiyet

Kadın ile erkeğin ayrımı konusu, Yahudilik’ten Hristiyanlık’a miras kalan Adem ile Havva hikayesindeki kadın bedeninin aşağılanması ve ondan duyulan korku ile başlayarak, günümüze kadar güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Bu iki cinsiyet arasındaki farklılıkların doğuştan gelip gelmediği ve hatta insan beyninin bir cinsiyetinin olup olmadığı gibi sorular, biyoloji ve anatomi kapsamında değerlendirirken, toplumsal cinsiyet anatomik farkları aşarak konuya “bedendeki toplum, toplumdaki beden” söylemiyle yaklaşır. Yani toplumsal cinsiyet söz konusu olduğunda, “belirli bir zamanda belirli bir toplumda cinsler için uygun olduğu varsayılan davranışların kültürel tanımı”nın irdelenmesi söz konusudur. Bu noktada, toplumsal cinsiyet kavramını daha detaylı şekilde açıklamak gerekmektedir:

“Bu terimi sosyolojiye sokan Ann Oakley’e göre ‘cinsiyet’(sex) biyolojik erkek-kadın ayırımını anlatırken, ‘toplumsal cinsiyet’ (gender) erkeklik ve kadınlık arasındaki buna paralel ve toplumsal bakımdan eşitsiz bölünmeye gönderme yapmaktadır. İlk defa 1972 yılında kullanılan kavram, kadın ve erkek arasındaki farklılığın biyolojik unsurlar yanında toplumsal ve kültürel olarak oluşturulduğunun, inşa edildiğini ifade eder. Kız ya da oğlan bebekler olarak dünyaya gelen insan teklerinin dünyada başlarına gelen pek çok şeyin sonucu kadın ve erkeklere dönüştüklerine işaret eden bu süreç basitçe ‘sosyalleşme’ olarak adlandırılamaz. Tersine, kişinin çeşitli biçimlerde müdahil olduğu karmaşık ilişkileri içerir ve bir yandan kişisel düzeyde bir cinsiyet rejimine işaret eder. Bu kavram, cinsiyetin kişisel özelliklerin ötesinde, toplumsal yapılarla ve ilişkilerle bağıntılı bir öznellik boyutu olduğu düşüncesini de içerir. Günümüzde kadınların karşı çıktıkları ve mücadele etmek zorunda kaldıkları birçok sorunun toplumsal cinsiyetle (gender) ilişkili olduğu yönünde yaygın bir kanaat olduğu görülmektedir. Toplumsal cinsiyet; biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplumsal ve kültürel olarak belirlenen ve dolayısıyla içeriği toplumdan topluma olduğu kadar tarihsel olarak da değişebilen ‘cinsiyet konumu’ ya da ‘cins kimliği’dir. Bu anlamıyla toplumsal cinsiyet yalnızca cinsiyet farklılığını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda cinsler arasındaki eşitsiz güç ilişkilerini de belirtir”.

“Toplumsal Cinsiyet Belası”

Simone de Beauvoir’ım ünlü “kadın doğulmaz, kadın olunur” deyişi bu bağlamda paradigmatik bir önem taşır. Bu yadsıma biyolojik cinsiyetin dişi ve eril olarak İki ile sınırlandırılmasının doğal olarak verili olduğu, ancak toplumsal cinsiyetin iki ile sınırlandırılamayacağı tezine evrilecektir ki bu durumda, cinsiyet İki’yle sınırlı olduğu halde, toplumsal cinsiyetin sonlu bir sayıyla sınırlandırılabilir olmadığı sonucu çıkmaktadır.

Peki toplumun kendi devinimi içinde oluşan bu cinsiyetlerin kaynağı nedir? Zeynep Direk’ göre Judith Butler’ın “Maddeleşen/Dert Olan Bedenler” adlı eserinin belki de en önemli yanı, cinsiyetin inşa edilmiş olmasını, onun varlığımıza işlemiş yaşanan, harekete geçirici bir kurgu olduğunu hesaba katarak, ırksal farklılıkla kesişimi içinde göz önüne alarak düşünmeyi hedeflemesidir.Direk, şöyle devam eder:

“Irkı kısmen ırkçılık, cinsiyeti cinsiyetçilik, eşcinselliği de homofobi inşa etmiştir. Tarih bir abjection (dışa atma) tarihidir. Tarih norm olan bedenleri inşa ettiği gibi, birtakım bedenleri de dışa atar; onları anlaşılırlığın sınırında konumlandırır. Anlaşılırlığın sınırlarındaki bedenler anlaşılamadıklarında sokaklara, kuytulara kavuşur, kavuştukları yerlerde çağrılır, haksızca yargılanır ve şiddete uğrarlar. Bedeni anlaşılır olanlara ait sokaklara çıktıklarında süfli, zelil bir muamma gibi beliren bu bedenler, çıktığı bela yolunda –ki bu toplumsal cinsiyet belasıdır– derhal redde ve aşağılamaya dönen bir hayretin hedefi olacaktır.”

Toplumun en küçük ferdi ve geleceği olan bir çocuk da doğumundan itibaren bu “dışa atılmadan” nasibini almasın diye aile, sosyal çevre ve okul çemberinde, toplumsal cinsiyeti edinmesi yolunda, ilmek ilmek işlenmeye başlar. Böylelikle, kadın ve erkek, doğuştan gelen cinsiyetlerinin yanında tüm hayatlarını şekillendirecek olan ikinci cinsiyetlerini edinmiş olurlar. Örneğin Mary Wollstonecraft’a göre kadınlara çocukluklarından itibaren anneleri örnek gösterilerek insan zaaflarını bilmenin kurnazlık olduğu, yumuşak huyluluk, görünüşe itaat ve topluma uyumda aşırı özenin, kendilerine erkeğin koruyuculuğunu sağlayacağı öğretilmiştir ve eğer güzelseler en azından hayatlarının yirmi yılında başka hiçbir şeye gerek yoktur. 18. Yüzyıl’da Wollstonecraft tarafından yazılmış olan bu metine baktığımızda, geçen onca zamana rağmen kadınların hemen her gün maruz kaldığı bu “toplumsal cinsiyet belası” tamamen sona ermiş durumda değildir. İşte tam da bu noktada, “iktidar sistemleri” sahneye çıkmaktadır.

İktidar Sistemleri

“Foucault’nun Cinselliğin Tarihi, Disiplin ve Ceza, Kliniğin Doğuşu gibi eserlere baktığımızda hemen çıkarabileceğimiz bir sonuç normalliğin iktidar tarafından inşa edildiği, ontolojik veya doğal bir zorunluluk taşımadığı, aksine olumsal olduğu, çeşitli tarihsel dünyalarda farklı görünümler içinde belirdiğidir. (…) Foucault’ya göre bedenin ona doğal ve özsel bir cinsiyet fikri yükleyen bir söylem tarafından belirlenmesinden önce cinsiyetli bir varlık olmadığıdır. Beden, söylem içinde ve iktidar ilişkileri bağlamında cinsiyetli bir varlık olma anlamını kazanır.”

Butler’a göre de yasaların dayandığı iktidar sistemleri daha sonra temsil ettikleri özneleri üretmektedir: İktidar bireyi sınırlandırmakla, denetlemekle, düzenlemekle, ona yasalar koymakla ve onu korumakla ve birtakım yasalara tabi kılmakla yetinmez; kendi yapılarında tabi olanı biçimlendirir, oluşturur, bu yapıların gerekliliklerine uygun bir biçimde üretir. Toplumsal cinsiyet topyekûn dahil olunan büyük bir projedir ve bu uzun soluklu proje kadının ve erkeğin maruz kaldığı gündelik yaşam pratiklerinin tümüdür. Kadının iş hayatındaki “cam tavanı”, kadının onca erkeğin arasında hiçbir yardım talebi almaksızın softayı kendiliğinden kaldıran ve sofrayı kuran taraf olması, kadının kına gecesi düzenleyip, düzenlediği bu aktivitenin ardında neler olduğunda bihaber olması, kadına biçilen rolün hanım hanımcık evlat, fedakar eş, çilekeş anne gibi kalıplaşmış roller toplumsal cinsiyetin pençesindeki kadını tanımlamaktadır ve bu roller ataerkil düzen tarafından erkek ve kadını ayrıştırmak için hayatın her alanında karşımıza çıkar.

“Cinsiyetli olmak bir dizi toplumsal düzenlemeye tabi olmaktır. Bu düzenlemeleri yöneten yasa hem insanın cinsiyetini, toplumsal cinsiyetini ve hazlarını biçimlendiren bir ilke gibi hem de kişinin kendisini yorumlamasının ilkesi gibi işler. Cinsiyet kategorisi kaçınılmaz bir biçimde “regülatif”tir. Sonuç olarak bu kategoriyi bir varsayım olarak kabul eden her çözümleme, bir bilgi-iktidar rejimi olan bu regülatif stratejiyi sahiplenmekte ve yaygınlaştırmaktadır.”

Kemalist Projedeki Kadının ve İslami Toplumdaki Kadının Kamusal Alan ve Özel Alandaki Konumu

“Kadınların kamusal alana girip kendi konumlarını düzelttikleri ya da erkeklerin ev içi alanı paylaştıkları toplumlar, en eşitlikçi olanlardı. Kadınlar doğurma ve beslenme yetenekleri nedeniyle “özel” alanda var olurlar, bu yetenek, toplumdaki kadın-erkek farklılığını belirlerdi. Gündelik hayatın karmaşası ve rutini içinde kadınlar politik alandan uzaktılar. Böyle bir ayrım, erkeklerin tüm toplumlarda daha fazla iktidar ve otorite elde edebilmelerini sağlıyordu.”

Aksu Bora’nın, kaleme aldığı makalesinde “Kadınların ve erkeklerin kamusallıkları eşdeğerde midir?” sorusu, üzerine dikkatle eğilmemiz gereken bir noktayı işaret etmektedir.

“Kemalist projede kadın-erkek eşitliği, bir yandan eşit yurttaş idealine dayalı cumhuriyetçi kamusal alanın kurulmasındaki en önemli adım iken, diğer yandan söz konusu eşitliğin tanımı, kadının yalnızca kamusal alanda değil, özel alanda ve dolayısıyla ev içinde de projenin taşıyıcısı olarak tanımlanması zemininde yapılmıştır. Bu durum daha sonraki dönemlerde, cumhuriyetin ikinci kuşak feministleri tarafından eleştirildiği gibi, kadınsal farklılığın ve kadın öznelliğinin bastırılmasıyla sonuçlanmıştır. (…) Burada, Tanzimat’ın aşırı batılılaşmış kadınının dejenere kadınsılığı ve fettanlığı ile, modernist projeye karşı çıkan Müslüman kadının yobazlığı ve gericiliğine karşı tanımlanan, kendini cumhuriyetin ideallerine vakfetmiş kadının ciddi, cinsellikten uzak ve sadece görüntü ve tavrı, kadın bedeninin yeni tesettürüydü.”

Hülya Uğur Tanrıöver’ün “Medyada İdeolojik Söylem ve Kadınların Araçsallaştırılması” isimli makalesinde de görüyoruz ki “İslamcı toplum tasavvurunun ana-eş-kardeş olarak konumlandırdığı “örtülü kadın”ı, öte yandan da Kemalist-milliyetçi tasavvurun cinsiyetsiz daha doğrusu erkek kılığına girmiş, toplumsal olarak “travesti” kadını ön plana çıkardığını serimlemektedir.” Kemalist reformlar kadını erkeklerle eşitlemek niyetiyle yola çıksa da, aslında kadını erkek egemen değerin söylemi etrafında şekillendirerek bir anlamda erkekleştiriyordu. Bu reformarla, Cumhuriyet dönemi kadını, resmi geçit törenlerine, balolara ve iş hayatına katılımıyla değişimin sembolü olarak simgeleştirilmiş olsa da, kadın vurgusu “cinsiyetsizlik”le özdeşleştirildi. Bu cinsiyetsizlik kıyafetlere de yansıdı, örneğin kadınlara giymeleri için tayyör tavsiye edildi. Bu durumun bir başka boyutu ise tarih boyunca erkek gibi kadınların varlığı olmuştur. Tarih içinde birçok kadın, erkek giysisinin   –sadece giysisinin bile- toplum üzerindeki kaçınılmaz etkisinden yararlanmak için “erkek gibi” algılanmak istediğini görüyoruz.

Farklı ideolojik konumlardan konuşsalar da, toplumsal projelerin hemen tümü için, kadın bedeni öznelleşmenin yaşanabileceği zemin değil, ideolojinin taşıyıcısı ve sembolüdür. Bu anlamda proje, kadın bedeninin görünürlük sınırlarını çizer, çünkü o beden bir tür bayraktır.

Mahremi Düzenlemek ve İçselleştirilmiş Kontrol

“Sosyal bilimlerde geniş bir literatür, İslam’da temel siyasal kaygının rejim kaygısından çok, kamusal ve özel alanların düzenlenmesi olduğunu öğretir. İslami politikalar özellikle son yirmi gitgide liberalizmin etkisi altına giren toplumlarda devleti ele geçirmeye yönelik dikey politikalardan uzaklaşarak ahlaki politikalara odaklanmış, mahremin tanımı bu politikaların merkezine oturtmuştur. Kamusal ve özel alanların düzenlenmesi çerçevesinde mahrem ve namahrem ayrımları İslami görünürlük sınırlarını çizer. Bu ise modern kamusal alan içerisinde İslami aktörün varoluş sınırlarını, onun modernlik ile ilişkisini belirler, ya da en azından bu iddiadadır.”

Bütün bu olan bitende kadının yeri, mahremin düzenlenmesinin baş aktörü olarak, merkezde olmuştur. Burada kadın yalnızca görünürlüğü değil, sesi, duruşu, diğer kadın ve erkeklerle etkileşimi belirlenmeye çalışılır. Bu belirlenimde kadının cinsel kimliğinin bastırılmasından ziyade, Foucault’ya referansla yönetilmesinden söz edebiliriz. Zira Türkiye’de namus erkek için dürüstlük, kadın için cinsellik anlamına geliyor. Bununla birlikte namus, sosyal düzenin bir hiyerarşi içinde sürmesi için cinselliğin hem bireysel hem de toplumsal bazda kontrol edilmesini de sağlıyor. Cinsiyete yüklenen anlamlar iktidarla son derece ilişkilidir… Namus cinsiyetin sınırını çizerken bize iktidarın yasaklarıyla ilgili bilgi de vermiş oluyor.

“İslami kimliğe sahip kadınların özel hayatlarındaki aşk tecrübelerinden hareketle İslami bir kavram olan “mahremi” dönüştürmeleri, en az kamusal alanda var olma mücadelesi vermeleri kadar önemlidir. Kadınların özel hayatında yaşananlar, İslami kimliğin son on beş yıldır kamusal alanda verdiği mücadeleyi olduğu kadar ve belki daha fazla, modern kamusal alanda Müslümanlığı üzerinden kimlik oluşumunu yaşayan kadınların kimliklerini yeniden oluşturma çabalarını da yansıtmaktadır. Bu yeniden oluşum yalnızca kadınlık tanımlarını değil, İslami kimliğin sınırlarını da değişime ve yeniden oluşuma zorladığı için önemlidir.” 

Eleştiriler ve Öneriler

“Türkiye’de kadınları özgürleştirecek ve güçlendirecek bir politikanın temel önceliği, onları aslında var olmayan bir “Kamusal Alan”a sokmaya çalışmak değil, geleneksel kadın kamusallıklarını yok saymayan ama bunları dönüştürerek kadınların bir(çok) politik özne olarak hareket edebilmelerini sağlayacak yeni kamusallıklar yaratmak olmalıdır.”

“Tesettürlü kadınların yaşadıkları tecrübelerin, bu toplumdaki diğer kadınların yaşadıklarıyla ortaklık içinde düşünülmesini öneriyoruz. İçselleştirilmiş kontrol, farklı anlam dünyalarında kurgulanmış olsa da, kadınlığı her iki cephenin de kadınları için toplumsal simgelerin taşıyıcılığına indirgiyor.”

“Neden kadınlar erkeklerden, erkekler arasındaki medeniyetin zorunlu kıldığı insanlık ve nezaket alış verişinden farklı bir dikkat ve saygı bekleyecek kadar alçalsınlar? Neden “güzelliğin gücünün en üst düzeyinde” kraliçeler gibi muamele görürken boş bir saygıyla aldatıldıklarını ve böylece doğal haklarını kullanmaktan vazgeçirildiklerini fark etmiyorlar? O zaman, kafese konmuş süslü kuşlar gibi tüylerini kabartıp şişinerek tünekten tüneğe gezmekten başka yapacak bir işleri olmuyor. Yiyecek ve giyeceklerini çalışıp uğraşmalarına gerek olmadan sağladıkları doğrudur. Fakat bunun bedeli sağlık, özgürlük ve erdemden yoksun kalmaktır…”

1 Mart 2012 Perşembe

Türkiye ve Kamu Diplomasisi: "Görünmeyen Köy ve Kılavuz"






McLuhan’ın “küresel köy” kavramından hareketle, günümüzde uluslararası ilişkilerdeki pratiklerin de değişim rüzgarlarına yelken açtığını söyleyebiliriz. Klasik uluslararası ilişkilerdeki “devletten-devlete” olan ilişkilerin yanında, artık “devletten-halka” ve “halktan-halka” iletişimin de önemini kavrayan ülkeler, bu alanda çalışmalar yürütmekte ve uluslararası ilişkileri devletler ve diplomatlar tekelinden çıkarıp, bu alandaki faaliyetlerine hem kendi halkını hem de karşı tarafın halkını dahil etmek durumunda kalmışlardır çünkü dünyadaki mevcut düzen eski dünya düzeninden artık çok farklıdır: İletişim ve ulaşım ağları sayesinde, dünya eskiye oranla çok daha küçük bir yerdir. Dünyanın bir noktasında olan bir olay, dünya kamuoyunu etkileyebilmekte ve kamuoyu da bir ülkenin iç ve dış siyasetini şekillendirebilmektedir. Diplomaside eskiden ağırlıklı olarak devletler arası iletişim varken, şimdi farklı uluslarla iletişim de diplomasiye dahil olmuştur. Bunun sonucunda da, uluslararası ilişkiler alanındaki bu yeni eğilimler için stratejik bir iletişim aracı  olan “kamu diplomasisi” dünya ülkesi olmak isteyen ülkelerde ağırlığını daha fazla hissettirmeye başlamıştır.



Kamu Diplomasisi Nedir?

“Hikayenizi karşı tarafa doğru bir şekilde anlatabilmek...”


Genel bir ifadeyle, stratejik bir iletişim aracı olarak kamu diplomasisi, “kamuoyunun anlaşılması, bilgilendirilmesi ve etkilenmesi” faaliyetlerinin toplamı olarak tanımlanmaktadır. Manheim kamu diplomasisini “devletlerin uluslarası kamuoyunu veya seçkinlerin düşüncelerini ülkenin çıkarları doğrultusunda etkileme çabaları” olarak açıklamıştır. Snow, kamu diplomasisini “geleneksel olarak kamu diplomasisi, devletlerin küresel kamuyla konuşmasıdır ve ulusal amaç ve dış politikayla ilgili destek sağlamak için bilgilendirme, etkileme ve ilgi çekmeye yönelik faaliyetleri içerir” şeklinde, Szondi ise “yurt dışındaki hedef kitlenin duygu ve düşüncelerinde değişim yaratmak için yapılan kamusal iletişimdir” şeklinde tanımlamıştır. Kamu diplomasisi kavramı ilk kez 1965’te, Amerika Birleşik Devletleri’nde uluslararası kültürel propaganda ve basın faaliyetlerini tanımlamak için kullanılmıştır. İkinci dünya savaşı sonrasında kamu diplomasisinin doğuşu, o dönemde radyo, televizyon ve faks gibi teknolojilerin her eve girmeye başlamasıyla olmuştur. Böylece uluslararası ilişkiler sadece devletler arası bir mevzu olarak kalmamış, halklar da bu alanda bilgi sahibi olmaya başlamıştır. Böylelikle kamuoyu kavramı önem kazanmıştır; zira kamuoyunu kazanan ülkeler, dünya gücü haline gelebilmektedir.

Kamu diplomasisi amacı itibariyle propaganda ile karıştırılabilmektedir ancak kamu diplomasinin amacı propaganda yapmak değildir çünkü kamu diplomasisi gücünü ülkenin gerçeklerinden alır, yani nesnel veriler eşliğinde iletişime geçer ve amaç halklara direkt mesaj yollamak, beyin yıkamak ya da korku salmak değil, ilişki kurmak, kamuoyunu bilgilendirmek, etkilemek ve ortak bir paydada buluşabilmektir.

İlk kez 60’lı yıllarda gündeme gelen kamu diplomasisi, 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan terörist saldırılar sonrası daha da önem kazanmıştır. 21. yüzyılda internet teknolojisinin gelişmesi, uydu yayıncılığı, ulaşım ağlarının gelişimi ile bilgiler çok daha hızlı bir şekilde yayılmakta, bu bilgilere sıradan vatandaşlar daha rahat bir şekilde ulaşarak uluslararası ilişkiler hakkında daha çok fikir sahibi olmaktadır. Bunun sonucunda, ülkeler sadece diğer ülkeler için değil, bunun yanında ülkelerin  vatandaşlarına yönelik de iyi bir iletişim stratejisi kurmak zorunda kalmıştır. Peki bu nasıl olacaktır?

Dünyada her ülkenin bir hikayesi vardır ancak dünya sahnesinde hikayesini sadece en doğru şekilde anlatabilen ülkeler söz sahibi olmaktadır. Bunu yapabilmek için giriş kısmında bahsettiğimiz gibi kamu diplomasisi faaliyetleri, “devletten-halka” ve “halktan-halka” iletişim olmak üzere iki ana çerçevede yapılmaktadır. Devlet-halk eksenindeki faaliyetler, devletin izlediği politikaları, yaptığı faaliyet ve açılımları doğrudan resmi araçları ve kanalları kullanarak uluslararası kamuya anlatmasıdır. Halktan halka doğrudan iletişim faaliyetlerinde ise STK, araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, kanaat önderleri, üniversiteler, mübadele programları, dernek ve vakıflar gibi devlet dışı sivil araçların kullanılması esastır. Buradan da görüldüğü gibi kamu diplomasisinin çok fazla sayıda paydaşı vardır ve ulus marka olma amacıyla yapılan tüm faaliyetlerin belli teknikler ve yöntemler çerçevesinde tek bir elden yönlendirilmesine ve koordine edilmesine “Nation Branding” denmektedir. Bu kavramın sahibi olan Simon Anholt, her yıl 20 ülkede anket yaparak, farklı ülkelerdeki insanların diğer ülkeler ve insanları hakkında ne düşündüklerine dair bir araştırma yapmakta ve bunun sonucunda 50 ülkelik bir liste yayınlamaktadır. 2010 yılındaki araştırmaya göre, Türkiye 50 ülke arasında 33., Futurebrand araştırmasında 110 ülke arasında 2010’da 55. olmuştur. Bu rakamlar Türkiye’nin kamu diplomasisine ve yeniliklere ne kadar ihtiyaç duyduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.


Türkiye’de Kamu Diplomasisi


"Siyasi liderler ne kararlar alırsa alsınlar, diplomatlar bunları ne kadar başarılı uygulamaya geçirirlerse geçirsinler, eğer sağlıklı bir kamu diplomasisi gerçekleşmediyse bu kararların toplum katında itibar görmesi, hayata geçirilmesi mümkün değildir." Ahmet Davutoğlu


Türkiye’de 1920’lerde Anadolu Ajansı ve Basın, Yayın ve Enformasyon Müdürlüğü’nün kurulması Türkiye’nin sesini duyurma yolunda attığı ilk önemli adımlardandır. Daha sonrasında Dış İşleri Bakanlığı’nın alt ve yan birimleri çerçevesinde yürütülen dış ilişkiler, 2010 Ocak ayında Başbakanlık Genelgesi ile kurulan T.C. Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ile daha da zenginleşmiştir. Görüldüğü gibi Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü oldukça yeni bir yapılanmadır, Türkçe olarak yayın yapan internet sitesi ise 2011 Şubat ayında kurulmuştur. Bu sitede “Kamu Diplomasisi Tanımı” bölümünde şu şekilde bir açıklama yer almaktadır:

“Kamu diplomasisi çift taraflı bir iletişim ve etkileşimi öngörür. Birinci hedef, muhatap kitlenin dinlenmesi ve önceliklerinin tespit edilmesidir. İkinci olarak bilgilendirme, paylaşım, ikna ve etkileme amaçlanır. Bu yüzden kamu diplomasisi, dinamik ve çok boyutlu bir iletişim sürecidir. Konuşmak kadar dinlemek, anlatmak kadar anlamak, iletmek kadar iletişime açık olmak önemlidir. Son yıllarda giderek önem kazanan “ince güç” (soft power) kavramı, kamu diplomasisinin en önemli araçlarından biridir. Bir ülkenin izlediği politikaların doğruluğu ve etkinliği kadar, sahip olduğu ince güç potansiyeli de kamu diplomasisinin başarısını doğrudan etkileyen unsurlar arasındadır. “Değer-merkezli” bir güç tanımına dayanan ince güç, bir ülkenin başkaları tarafından ne kadar cazip ve örnek alınmaya değer görüldüğünü ifade eder. Bir ülkenin izlediği politikaların başkaları nezdinde meşru kabul edilmesi, o ülkenin ince güç kapasitesini de arttırır. Ekonomi, eğitim, kültür, bilimsel araştırma, sanat, sinema, turizm gibi alanları kapsayan ince güç kavramı, aynı zamanda yeni rekabet alanlarının da başında gelmektedir. Kamu diplomasisinin bir diğer önemli unsuru, ulusal ve uluslararası politikaların belirlenmesinde giderek daha merkezi bir rol üstlenen, kamuoyudur. Ulusal ve uluslararası politika süreçleri yakından izlenmekte ve basın aracılığıyla dünya kamuoyuna duyurulmaktadır. Kamuoyunun belli bir desteğini almadan ekonomi, dış politika, enerji yahut çevre konularında bir politika belirlemek ve uygulamak mümkün görünmemektedir.”



Soft power kavramı son dönemde kamu diplomasisi alanına damgasını vurmuştur. Joseph S. Nye, soft power kavramını şu şekilde açıklar:

“What is soft power? It is the ability to get what you want through attraction rather than coercion or payments. It arises from the attractiveness of a country’s culture, political ideals, and policies. When our policies are seen as legimate in the eyes of others, our soft power is enhanced.”

Nye’ye göre ülkeler ya hard power ya soft power ya da smart power uygularlar. Soft power kullanan ülkeler askeri ya da ekonomik yaptırım uygulamadan diğer ülkeler için bir çekim alanı yaratırlar ve dünya sahnesinde saygın bir yer edinirler. Hard power, askeri güç ve ekonomik yaptırımlar demektir, ülkeler bu enstrümanı kullanarak da söz sahibi olmaya çalışabilir. Smart power ise her ikisini birden kullanmaktır ve dünyada bunu uygulayan ülkelerden en tanınmışı Amerika Birleşik Devletleri’dir. Kültürel diplomasi soft powerın en önemli enstrümanlarından biridir. Milton C. Cummings Jr. kültürel diplomasiyi “fikir, bilgi, sanat, yaşam tarzı, değer sistemleri, gelenekler-görenekler, inançlar ve kültürlerin diğer unsurlarının değiş tokuşu olarak” tanımlar. Türkiye kamu diplomasisinde soft power uygulamaktadır, dış politikada ise son dönemdeki “komşularla sıfır problem politikası” soft power’a en somut örnektir.


Türkiye Bir Ulus Marka Olabilir mi?




Birçok gelişmekte olan ülke gibi Türkiye de, geleceğini inşa ederken bir ulus marka olmak ve dünyada söz sahibi olmak istemektedir çünkü ulus marka olmak demek, itibar sahibi olmak demektir ve itibarı olan bir ülke turizmde, yatırımlarda, ithalat ve ihracatta vb. cazibe merkezi haline gelmektedir. Ulus marka altı temel unsur üzerine inşa edilir; bunlar yönetim, yatırımlar-göç, ihracat, insan faktörü, kültür ve kültürel miras ve turizmdir. Bu alanların hepsinde birden iyi olan ülkeler güçlü ve iyi bir ulus markadır. Cazibe merkezi olan ülkeler her zaman bir adım öndedir çünkü marka olmuş ülkeler oyuna her zaman bir sıfır önde başlar. İsviçre’deki insanların yaşam kalitesi, Amerika’nın üniversiteleri, İspanyol müziği, Alman arabaları, Japon teknolojisi, Fransız kozmetiği, Maldivler’de tatil, Çin mutfağı. Peki ya Türkiye? Türkiye kültürü ve turizmiyle ön planda olan bir ülkedir fakat ulus marka olmak için sadece bu iki unsur yeterli değildir. Özellikle yönetim ve insan faktörü ulus markada en önemli faktörlerdir, bu iki faktör iyi olunca zamanla diğer unsurlar gelişmektedir. Örneğin Almanya ve Japonya, küllerinden doğmuş olan ülkelerdir çünkü yönetim ve kalifiye insan faktörleri oldukça iyiydi ve bunun sonucunda hızlı bir ivmeyle gelişmeyi başardılar.

Son dönemde aktif dış politika girişimleri ve Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün (KDK) faaliyete geçmesi ulus marka olma isteğine birer işarettir. KDK’nın internet sitesinde gördüğümüz faaliyetleri arasında, akil adamlar konferans serisi, gazeteci heyetleri programı, ülke programları, yabancı basın bilgilendirme faaliyetleri, tanıtım faaliyetleri, kamu diplomasisi panelleri ve dış politika çalıştayları bulunmaktadır. Koordinatörlüğün henüz çok yeni bir yapı olmasından dolayı ve her aktivitesini internete yazmadığını düşündüğümüzü belirterek, bu alanda yapılması gerekenleri ve eksiklikleri ifade etmek gerekmektedir.

Öncelikle kamu diplomasisinde temelde iki yaklaşım vardır, birincisi katı yaklaşım, ikincisi esnek yaklaşımdır. Katı yaklaşım yurt dışındaki kamuoylarını medya araçlarını kullanarak direkt olarak bilgilendirme ve ikna etme çabalarıdır ve faaliyetler dış işleri bakanlığınca gerçekleştirilir. Esnek yaklaşım ise kültürel diplomasi yollarıyla yurtdışındaki kamuoyunu etkileme çalışmalarıdır ve genelde farklı yapılarca, ancak kamu diplomasisi koordinatörlüğü bilgisi dahilinde gerçekleştirilir. (Kültür merkezleri, yurtdışındaki okullar, dil kursları vb.) T.C. KDK ile ilgili yapılan ilk eleştiri, internet sitesinin sadece Türkçe dilinde yayın yapmasıdır. İnternet çağında dünyada en çok konuşulan dillerde yayın yapılması koordinatörlüğünün faaliyetlerinin bir adım öne çıkmasını sağlayabilir. Bu teknik eksiklikten sonra KDK’da en temel sorun, KDK’nın kapsamlı bir stratejisinin olmamasıdır. Hem dünyaya sunmak istenen imaj belirlenmemiştir, hem de mevcut durumda algılanan imaj ölçülmemiştir. Bu durum da esen rüzgara göre yelkeni ayarlamak anlamına gelmektedir.

Türkiye yoğun bir gündeme sahip olan bir ülkedir ve iç ve dış problemlerinin yanında potansiyeli yüksek, bölgesel bir güç olan ve genç nüfusuyla gelecek vaat eden bir ülkedir ancak potansiyellerinin ne kadar iyi kullanıldığı tartışmalı bir konudur. Örneğin Türkiye genç nüfusundan kalifiye bir toplum yaratamazsa, ortalama bir ülke olmaya devam edeceği aşikardır. Ulus markalamanın sadece image management olmadığı, ülkenin gerçekliklerini değiştirme ve geliştirme yönünde bir strateji olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda, Türkiye dünya sahnesinde öne çıkmak istiyorsa bunu ancak diğer ülkelerden farklılaşarak başarabilir, yani Türkiye bir marka ülke olmak istiyorsa pekçok farklı alanda yenilikler ve değişiklikler yapmalıdır. Kaleağası Türkiye’nin bir dünya ülkesi olma yolunda atabileceği bazı adımları şöyle sıralamıştır:

“Örneğin Türkiye hakkında önemli bir Washington gazetesi makalesinde, bir Japon televizyonu haberinde veya Brüksel’de bir konferansta bir Türk bakan takdim edilirken, ‘bildiğiniz üzere’ diye söze girildikten sonra, şöyle devam edilebilse:

- Türkiye son yargı reform ile birçok Avrupa ülkesi için de örnek alınabilecek bir toplumsal uzlaşma ve demokrasi modeli geliştirdi.

- Türkiye kadın haklarında Müslüman dünyaya örnek olacak derken, Avrupa çapında bir ilerleme kaydetti. Meclisi, yarısı kadınlardan oluşan yeni hükümeti, çalışma ortamı ve toplumsal yaşamı ile fırsat eşitliği ve özgürlükler ülkesi oldu.

- AB’nin hız kazanan yeşil enerji teknolojisi geliştirme programlarında Türkiye önde gelen bir ülke.

- Çin ve Hindistan’ın yeni sanayi ihtisas ürünlerinden konuşurken, Türkiye bir dizi serkörde hızla dünya ölçeğinde bir sanayi merkezi haline geldi. Elektrikli araçlar, güneş enerjisi, nanoteknolojisi, bio-teknoloji, uzay çalışmaları, mobil yazılımlar, ekolojik binalar, çağdaş kent sanatı, turizm, moda ve organik tarım gibi birçok alanda Türkiye yeni tasarımlar ve ürünlerle parlıyor.

- Türkiye bundan önceki AB adaylarından farklı. AB-Türkiye ilişkilerinde gündem Avrupa’nın geleceğini belirleyen politikalar odaklı. AB’nin ‘iklim eylemi’, ‘yeni sanayi politikaları’ ve ‘Dijital Gündem’ stratejilerine Türkiye’nin katkısı dikkat çekiyor.

- Avrupa’nın en genç ülkesi olan Türkiye’nin eğitim ve gençlik politikaları Avrupa’nın da küresel rekabet gücü açısından önemli bir artı değer sağlamakta.”

Sonuç

Görüldüğü gibi ancak pekçok farklı alandaki değişim ve dönüşümler, yenilikler ve inovasyonlar ile Türkiye’nin yıldızı parlayacaktır. Kamu diplomasisi Türkiye’nin yurtdışındaki bulanık imajını daha berrak bir hale getirmek için çok önemli bir yapıdır fakat yapısal bazı dönüşümleri tamamlamadan ve ülkenin mevcut potansiyellerini en verimli şekilde kullanmadan, dünyanın en iyi ulus markaları arasına girmek kısa vadede zordur. Bu sebeple, Türkiye’nin iyi ve sağlam bir ulus marka haline gelmesi için zamana, değişime ve yenilenmeye oldukça fazla ihtiyacı vardır. Bunun için de öncelikli olarak ülkenin yönetim ve insan faktörü sağlam olmalıdır; altyapıda ciddi, köklü dönüşümlere ihtiyaç vardır. Bu dönüşümler gerçekleşmeden yapılan tüm çalışmalar imaj çalışmalarının ötesine geçmez ve boşa kürek çekilmiş olur. Ying Fan’in de belirttiği gibi “bir yerin veya ulusun imaj problemi genellikle oranın çok daha ciddi siyasi veya sosyo-ekonomik sıkıntılarının bir yansımasıdır, yüz makyajı bir kanser hastasını daha sağlıklı hissettirmez.” 

Türkiye'nin bir ulus marka olmak için öncelikli olarak neye ihtiyacı olduğunu rahmetli Sakıp Sabancı'nın meşhur cümlesi ile ifade etmek istiyorum. Sakıp Sabancı'ya başarısının sırrı sorulur, cevap şu şekildedir: "Çalışmak, çalışmak, çalışmak..."
Çalışmak, çalışmak, çalışmak lazım Türkiye...Görünmeyen köy olmamak için en iyi kılavuzlarla çalışmak lazım...



27 Şubat 2012 Pazartesi

Twitter Türkiye Gündemi ile Hürriyet, Habertürk, Zaman ve Sabah Gazetesi'nin "En Çok Okunan Haberler"inin Karşılaştırmalı İncelemesi



Giriş


Dünyada internet kullanımının artması ile birlikte, diğer tüm medya aygıtları gibi, yazılı basın da yapısal olarak değişim rüzgarlarına yelken açmak zorunda kalmıştır; zira klasik yazılı basın internetin bilgiyi yayma hızına yetişemediğinden, artık birçok günlük gazete içeriklerini internetten de paylaşmaktadır. Haberin dijitalleşmesi ve günlük gazetelerin internet ortamına taşınmasıyla, okuyucu profili hakkında da bilgi edinilebilmektedir. Örneğin internetten gazete okuyanların en çok hangi haberleri okuduğunu günlük, aylık ve yıllık olarak görmek mümkündür. Bu noktada online gündem konusu ile ilgili altı çizilmesi gereken iki unsur vardır; öncelikle gazetelerin manşetten verdiği kimi haberler kamuoyunun gündemini oldukça meşgul ederken, kimileri ise ilgi görmüyor, diğer bir ifadeyle “En çok okunan haberler” arasına giremiyordur. Diğer yandan gazetelerin manşetten vermediği bazı haberlerse en çok tıklanan haberler arasına girebilmektedir. O halde buradan şöyle bir soru çıkarmak mümkündür: Gazetelerin gündemi ile kamuoyunun gündemi farklı gündemler midir? Kamuoyu gündeminin yansımalarını görebileceğimiz bir sosyal medya mecrası olan Twitter’da, Twitter kullanıcıları tarafından en çok yazılan kelimeler sonucunda, Twitter Türkiye gündemi her gün on madde şeklinde sıralanmaktadır. Bu veriler ışığında kamuoyunun gündemi ile ilgili bu çalışma kapsamında elimizde somut olarak iki veri vardır: Birincisi online gazetelerdeki “En çok okunan haberler” bölümü, ikincisi ise Twitter Türkiye’nin on gündem maddesi. Bu çalışmada, bu iki veriyi kullanarak, “Twitter’da en çok tweet alan konular kendi içinde nasıl dağılıyor? İnternet gazetelerinde en çok okunan haberler ile Twitter Türkiye gündeminin ilk on maddesi paralellik gösteriyor mu?” sorularına yanıt aranacaktır. Çalışmada, 3 Ocak 2012 - 10 Ocak 2012 tarihleri arasındaki bir haftalık süre zarfında, Türkiye’de en yüksek tiraja sahip olan ilk dört günlük gazete arasındaki Zaman, Hürriyet, Sabah ve Habertürk Gazetesi’nin “En çok okunan haberler” bölümü ve Twitter Türkiye’nin gündem maddeleri bölümü her gün, bir defa, aynı anda bilgisayarda kayıt altına alınmıştır. Posta Gazetesi, tirajı en yüksek olan ilk beş gazete arasında yer almasına rağmen, gazetenin internet sayfasında “En çok okunan haberler” bölümü olmadığı için bu gazete çalışmaya dahil edilememiş ve bu yüzden tirajı en yüksek olan ve internet sayfasında “En çok okunan haberler” bölümü olan ilgili dört gazete inceme altına alınmıştır.

2. Online Gündem ve İlgili Teoriler

Yeni medya düzeni dünyayı şekillendirmeye devam ederken, bu yeni düzenin insanlar ve sistem üzerinde ne gibi etkileri ve sonuçları olacağını şimdiden öngörebilmek oldukça zordur çünkü yeni sistem eski sistemi değiştirirken, kendi içinde de dönüşmektedir. Medyanın kamuoyununu etkileme gücü ile birlikte, günümüzde sosyal medyanın doğuşuyla artık kamunun medyayı etkileme sürecinden bahsedilmektedir. Bu süreçte medya organları bilgiyi yaymakta, kamuoyu bu bilgileri tüketmektedir, ancak eskiye göre bu ilişki tek yönlü gelişmemekte, insanlar internet üzerinden, sosyal medya aracılığıyla, haberler hakkında yorumlarını paylaşabilmektedir ve böylece sosyal medya kendi paralel gündemini oluşturmaktadır. Gündem belirleme kuramına baktığımızda bu tek yönlü bilgi akışı formülünü şu şekilde görürürüz:

“Gündem belirleme yaklaşımının düşünsel temeli Walter Lippmann’ın Public Opinion (Kamuoyu) isimli çalışmasına dayanır. Lippman, insanların kendi yakın çevreleri dışında olup bitenleri anlayabilmeleri, doğrudan gözlem yapabilme olanağı bulunmayan dış dünyayı kendileri için anlamlı hale getirebilmeleri için belli anlam haritalarına gereksinim duyduklarını, bu anlam haritalarının medyanın aktardığı bilgiler doğrultusunda oluşturulduğunu ileri sürer.”

Roger ve Dearing’e göre gündem, “belli bir zaman noktasında önem hiyerarşisi halinde sıralanmış konular ve olaylar listesi” olarak tanımlanabilir. Olaylar, zaman ve uzamla sınırlı ayrı ayrı olgular, konular ise birbiriyle bağlantılı olaylar dizisidir, ancak kamuoyunun gündemi hakkında kesin bir yargıya varmak oldukça güçtür çünkü insanların ne hakkında düşündüğünü ve ne düşündüğünü bilmemiz mümkün değildir. Bernard Kohen, bu konu ile ilgili olarak Basın ve Dış Politika adlı yapıtında “Medya bizim ne düşüneceğimizi değil, ne hakkında düşüneceğimizi belirler” diyerek medyanın etkisini sınırlandırmış ve gündem konusunda farklı bir yaklaşım getirmiştir. Gündem belirleme kuramına en sık getirilen eleştiri de tam olarak budur.

McLuhan iletişim teknolojisini gelişimin merkezine oturtur. Ona göre uygarlık tarihini yapan ve değiştiren iletişim teknolojisidir. McLuhan, her kültür çağında bilginin kaydedilip aktarıldığı medium’un (ortam; araç) o kültürün karakterinin belirlenmesinde kesin bir rol oynadığını öne sürmüştür. Bu görüşünü “Araç iletidir” deyişiyle özetlemiştir. Çalışmamızda inceleme altına aldığımız Twitter internet sitesinin 21. Yüzyıl kültür çağına olan etkileri bilinmese de, kamuoyunun nabzını belli bir ölçüde tutabileceğimiz önemli bir mecra olduğunu söylemek mümkündür, ancak diğer yandan Twitter yapısı itibariyle insanların kendi çevrelerini, tanımadıkları insanları, kanaat önderlerini, siyasetçileri, sanatçıları, edebiyatçıları vs. “takip edebilecekleri” bir yapıdır ve bu yapıyı incelerken, özellikle gündem oluşturma konusunda, kanaat önderleri ve eşik bekçisi terimlerini de göz önünde bulundurmakta fayda vardır:

“Kanaat önderi iletişimde en önemli rol oynayan grup üyesi olarak düşünülebilir. Kanaat önderi, iletişimi grubun dünya görüşüne göre biçimlendirerek, saygı duyulan bir önder, dolayısıyla güvenilir bir kaynak olarak etkide bulunur. Eşik bekçisi (gatekeeper) veya kapı tutucu terimi ise bir mesaj kitle iletişim araçlarından bireysel izleyici ya da dinleyiciye geçerken bu mesaja müdahale edenleri anlatır. Katz ve Berelson eşik bekçisi ve kanaat önderlerinin birbirinden farklı kavramlar olduğunu belirtirler. Eşik bekçileri kitle iletişiminde gönderici araçtan önce, kanaat önderleri alıcı araçtan sonra yer alır. Her ikisi de etkinin sağlanmasında hem seçici, hem de yorumcu rolünü oynarlar. Fark, iletişim sürecinde tuttukları yerde, dolayısıyla sahip oldukları farklı güçte ortaya çıkar.”

Örneğin bir gazetenin genel yayın yönetmeni eşik bekçisiyken, Twitter’daki bir köşe yazarı ise kanaat önderi olabilir. Ancak bu kişilerin aynı anda hem Twitter’da olması hem de genel yayın yönetmeni olması ihtimalinin olduğunu da unutmamak gerekir. Bu bakımdan kamuoyunun tam olarak kimlerden etkilendiğini söylemek mümkün değildir, ancak kamuoyunun hangi konulara daha yoğun bir ilgi duyduğunu görmek Twitter’da ve pekçok online günlük gazetede mümkündür.

Araştırma sahamızdan biri Twitter olunca son olarak Erving Goffman’ın “Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” eserinden de bahsetmekte fayda vardır. Bu kitapta yazar, hayatı bir sahne, kişileri de belli bir rolü oynayanlar olarak tanımlar:

“Kişi (person) sözcüğünün ilk anlamının ‘maske’ olması büyük olasılıkla basit bir tarihsel rastlantı değildir. Daha ziyade herkesin her zaman ve her yerde, az çok farkında olarak belli bir rolü oynadığı gerçeğinin kabülüdür bu. Biz birbirimizi bu roller içinde tanırız, bu rollerde kendimizi tanırız.”

Goffman’a göre kişi kendini başkalarına sunduğunda, performansı toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini, davranışlarından çok daha fazla içerir ve temsil eder. Bu bakımdan da Twitter’da kimleri takip ettiğimiz ve kimler tarafından takip edildiğimiz, Twitter’da yazdıklarımızı etkileme potansiyeline sahiptir. Twitter dijital bir ortam bile olsa kimliğimizi ortaya koyabileceğimiz bir çeşit sahnedir ve buradaki gündemin gerçek kamu gündemi olup olmadığını söylemek mümkün değildir.


3. Gazetelerde “En Çok Okunan Haberler” ve Twitter Türkiye Gündemi

Twitter Türkiye’de 03.01.2012 ve 10.01.2012 tarihleri arasında en çok tweet alan konular arasında birinci politika, ikinci spor, üçüncü magazin ve dördüncü medyatik konular/isimler olmuştur. Twitter Türkiye gündemi ve seçili online gazetelerdeki “En çok okunan haberler” bölümü bir hafta boyunca şu şekildedir:

03 Ocak (Salı) 2012
Twitter Türkiye Gündem
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
#simdikiaklimla
İşte Başbakan’ı çok kızdıran o görüntü
Arda’dan Örnek Davranış
Enflasyon Rakamları Açıklandı
Halk, Uludere Kaymakamı’nı bağrına bastı
Ricky Martin
“Atatürkçü olmayı hakaret sayarım”
“İstanbul Trafiğindeki Keşmekeşi Çözüyoruz!”
Hıncal Uluç ile Haftanın Gündemi
İşte, kentsel dönüşümün yol haritası
Yiğit Bulut
Alişan’a tehdit gibi açıklama
Cumhuriyet Rekoru
Nurgül Yeşilçay’ın Setini PKK’lılar Bastı
Grup toplantısında BDP’ye sert eleştiriler
#yuzyilinbahaneleri
Ekmeği öptü, İspanya’da 1 numara oldu
“Silahlı Efendileriniz İpinizi Gevşetmediği Sürece Tuvalete Bile Gidemezsiniz”
Başvurmak için bir ay süre var
Bu araçlar benzin derdini bitirecek: 30 liraya 4 bin 800 km yol
Deniz Gezmiş
Flaşlar patlayınca aşk pozu
Maliye Serdar Ortaç’ın Peşinde
35 ölüme böyle sevinmişler
Borusan’dan başörtüsü özrü: Yol kazası yaşadık
#ahmetbaliyedestek


Ak Parti grup toplantısında Haniye sürprizi
Anadilde eğitim
Şahinkaya


Erdoğan Grup Toplantısında Konuştu
“Düğüm”e bak evde olup olmadığını anla
Aretha Franklin



Mendereslerin kapısının altından gizlice atılan paraların sırrı
Hakan Şükür



Süper lig’in gol krallığından amatör kümeye
Hamit Haskabal



Emekliye intibak, memure ek zam müjdesi


03 Ocak 2012 kayıtlarında, Twitter Türkiye gündemi ve seçili gazetelerin “En çok okunan haberler”ine baktığımızda iki unsur göze çarpmaktadır: Birincisi, Twitter Türkiye gündemi ile gazetelerin gündemi arasında hiçbir benzerlik yoktur. İkinci dikkat çekici unsur ise gazetelerin en çok okunan haberler bölümleri arasında da hiçbir paralellik olmamasıdır. Yani haberlere olan ilgi gazeteden gazeteye değişmektedir. Günün bir numaralı gündem maddesi olan “Ricky Martin” haberi hiçbir ilgili gazetede en çok okunan haberler arasına girememiştir.


04 Ocak (Çarşamba) 2012

Twitter Türkiye Gündem
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
#kufurekarsiyimama
Dünyanın izlediği tören hakkında inanılmaz iddia
“Silahlı Efendileriniz İpinizi Gevşetmediği Sürece Tuvalate Bile Gidemezsiniz”
2438 metre dipte ‘gizli dünya’ bulundu
Ekmeğe saygı yılın fotoğrafı seçildi
#öküz
Fransız işadamından soykırım fonu
İsrail’in Ayder Planı
İran son kez uyardı
Uludere: Oyunu kim oynadı?
#okuz
Yorumcu Oldu Ortalık Karıştı
Birbirinden Cesur Pozlar Verdi! (Galeri)
Cübbeli Hoca’nın yeminli savunması
Şırnak faciasonda skandal iddia
Sunday Man
Vefanın böylesi
Evleniyorlar! (Galeri)
Erdoğan ve Özel’in tavrı ne oldu?
Türkiye, nüfus bakımından dünyada kaçıncı?
Ece Temelkuran
Otel odasındaki küvet kanla doluydu
Basra Körfezi’nde düello!
Yeşilçam’dan bir emekçi daha kaydı
Aslan böyle ‘Emre’tti
Mahidevran


“Webo’nun kırmızısına tek itiraz…”
Savcıdan askere: Hangi kritere göre vurdunuz?
Orduspor 1-1 Fenerbahçe


Ergenekon’da tek iddianame
Çelik: Kılıçdaroğlu’na verirseniz, Demirtaş’a da vermek zorunda kalırsınız
Beşiktaş-Eskişehirspor



Unutulan cep telefon uçağı geri döndürdü
Sivok



İntibak yasası imzalandı, oranı Başbakan belirleyecek
Özer



Genelkurmaydan ‘istifa’ açıklaması

04 Ocak 2012 kayıtlarına baktığımızda, 03 Ocak 2012 kayıtlarında olduğu gibi, Twitter Türkiye gündemi ile, ilgili gazetelerin en çok okunan haberleri arasında hiçbir paralellik görünmemektedir. Ayrıca gazetelerin en çok okunan haberleri arasında da yine herhangi bir benzerlik yoktur. Twitter gündeminden “Sunday Man” ve “Ece Temelkuran” gündemleri de gazetelerde en çok okunan haberler arasında yoktur.

05 Ocak (Perşembe) 2012
Twitter Türkiye Gündemi
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
#tahliyeistiyoruz
Başbuğ tutuklama talebiyle gözaltında
Türköne istifa etti!
Necdet Özel: PKK’yı sileceğiz!
Dikkat faiz bulaşabilir!
#kufurekarsiyimama
Ankara’da şok istifa
Ürküten fotoğraf
‘Allah Kenan Evren’in cezasını verecek’
İlker Başbuğ ‘şüpheli’ sıfatıyla adliyede
#muck
Sevgiliye gizli kamera
TV yorumculuğu polemiği
11 yaşında hamile
F-35 projesinde ilginç gelişme
İlker Başbuğ
Her tarafı skandal
Cumhuriyet tarihinde bir ilk
Vücudundaki 90 kilogram tümör bugün…
Mecburi eğitim 12 yıla çıkıyor ama sistem kademeli olacak
Hakan Şükür
Telefon sevgilisi
Savcılıktan Uludere kararı
Tartışılan isim istifa etti
Kentsel dönüşümün konut deposu askeri alanlar olacak
Cem Boyner


Türkiye’nin 16 milyar doları çöpe mi?
MİT’ten Uludere açıklaması
Nedim Şener


Kozmik numara
Anadolu’nun ‘şeytanlaştırılmış’ çocukları
Ahmet Şık



Yargıya müdahale teşebbüste kalmamış, bazı sanıklar kurtarılmış
Kulüpler Birliği



Gerçekleri karartma
Yiğit Bulut



Türkiye iki adet F-35 siparişi verdi


05 Ocak 2012 tarihli kayıtlara baktığımızda Twitter Türkiye gündemi ile seçili gazetelerin en çok okunan haberler bölümü arasında benzerlikler olduğunu görüyoruz. Bu tarihte İlker Başbuğ’un tutuklanması Twitter’da bir numaralı gündemken, Hürriyet’te en çok okunan haber, Habertürk’te en çok okunan dördüncü haber, Zaman’da ise en çok okunan ikinci haberdir. Habertürk’te “Hakan Şükür” ise en çok okunan ikinci haber olurken, Twitter’da beşinci gündem maddesi olarak görünmektedir. Bu tarihte farklı gazetelerin haberleri ile Twitter gündemi arasında sınırlı bir paralellik söz konusudur. Farklı gazetelerin haberleri arasında da yine sınırlı bir paralellik olduğu tabloda görünmektedir. Twitter’ın bir numaralı gündem maddesi olan Ahmet Şık ve Nedim Şener için tahliye beklentisi ise ilgili hiçbir gazetede en çok okunan haberler arasına girememiştir.

6 Ocak (Cuma) 2012
Twitter Türkiye Gündemi
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
#hepimizILKERpasayiz
Tutuklandı
Cumhuriyet tarihinde bir ilk
Uzmanlar ve güçlü kalemler konuştu
Başbuğ darbeye teşebbüsten tutuklandı
#MyFavoriteSongis
İşte savunması ve ilk sözleri
“Bu suçlama benim için en ağır ceza”
Rasim Ozan’dan çarpıcı açıklamalar
Başbuğ’un tutuklanması manşetlere böyle yansıdı
Fetih 1453
Maya takvimiyle ilgili
F.Bahçe küme düşerse ne olur?
İşte Başbuğ’un savunması
Uludere tuzağı neden kuruldu?
Megan Fox
5 yeni film vizyonda
Başbuğun tutuklanmasına muhalefetten ilk tepki
Ayşe Özyılmazel’le ‘Sıfır Makyaj’
Deniz Gezmiş’in hatırası
Başbuğ
Başbuğ’un tutuklanmasına
Cumhurbaşkanı’ndan Başbuğ hakkında ilk yorum
İlker Başbuğ’un avukatından açıklama
Dünyanın en uzun basketbolcusu öldü
Anıtlar Kurulu


Mankenler, iş adamları, TV yıldızları…
İman en büyük mükafattır
Mircea Lucescu


Gül’den İlker Başbuğ yorumu
Başbuğ’un tutuklanmasına Cumhurbaşkanın’dan ilk yorum
Mehmet Metiner



Barla hizmete devam ediyor
Hakan Üstünberk



Emekli vekile zam oranı %45’e çekildi
Şerzan Kurt



Başçı: TL değer kazanmaya devam edecek


06 Ocak 2012 tarihli kayıtlara baktığımızda İlker Başbuğ’un tutuklanmasının Twitter Türkiye’de de seçili gazetelerde de bir numaralı gündem maddesi olduğunu görüyoruz. Hürriyet’te en çok okunan ilk beş haberden üçü Başbuğ hakkındayken, Habertürk’te beş haberden dördü, Sabah’ta yedi haberden beşi, Zaman’da ise on haberden üçü Başbuğ ile ilgilidir. Diğer yandan, Twitter’da Başbuğ haricindeki diğer gündem maddeleri ve ilgili gazetelerin gündem maddeleri arasında ise herhangi bir benzerlik olmadığı da göze çarpmaktadır. Bir haftalık incelemede aynı anda hem Twitter’da hem de ilgili online gazetelerde İlker Başbuğ’un tutuklanması günün olayı olmuştur.


7 Ocak (Cumartesi) 2012
Twitter Türkiye Gündemi
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
#TurkeyUpAllNight
İşte son görüntüsü
Müzik dünyasında şok! (Galeri)
“Tostumu yedim gel”den sonra “seni titretecektim” vakası
Keşanspor’un kazasında ölü sayısı 2’ye çıktı
#25milyonAZIZFenerBahceliyiz
Cezayir’den Türkiye’yi şok eden açıklamalar
19 ünlüye narkotik baskını
Azer Bülbül otel odasında ölü bulundu!
Dalından kahvaltı sofrasına yolculuk
#BizFenerBahceyiz
Ünlü isimlere sabah baskını
Fragmanı bile rekor kırdı
Kimi suçladı?
Fırtına fena vurdu
Fetih 1453
Bu aslan bir başka
‘Beni alın’
Futbolcuları taşıyan otobüs uçuruma…
64 bini Türkiye’de 80 bini Avrupa’da yaşıyor
Erkek 1 Kadın
Facebook’ta ‘tünel’ tuzağı
Çalık, Sabah ve ATV için teklifleri topluyor
Azer Bülbül otel odasında ölü bulundu
İddianame yetişirse 8 Şubat’ta hakim karşısına çıkacak
Sibel Meriç


İstanbul’da terör operasyonu
Samsunspor-Galatasaray: 2-4
Bay J


Zaman Tüneli’nde dolandırılmayın
İstanbul’daki fırtına Belediye’yi çarptı: 0-2
Michael Jackson



Sigortasız çalışan 1 milyon kişi bankaya yatan maaşla yakalandı
Hahaha :D



CES 2012 fuarında beklenen yeni teknolojiler
Azer Bülbül



Tunca Nehri taşmaya başladı


07 Ocak 2012 tarihli kayıtlara baktığımızda Twitter Türkiye’de dördüncü gündem maddesi olan Fetih 1453, sadece Habertürk’te üçüncü gündem maddesi olmuştur. Twitter gündeminde onuncu gündem maddesi olan Azer Bülbül ise Hürriyet’te ve Habertürk’te de birinci gündem maddesi ve Sabah’ta ise ikinci ve beşinci gündem maddesi olmuştur. Bir önceki günün bir numaralı gündem maddesi olan İlker Başbuğ’un tutuklanmasının ise Twitter’da ve ilgili gazetelerde bir gün sonra tamamen gündemden kalkmış olması da dikkat çekicidir.

8 Ocak (Pazar) 2012
Twitter Türkiye Gündemi
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
#diyesimvar
Teröriste karşı aslandı
Fragmanı bile rekor kırdı!(Galeri/video)
Azer Bülbül’ün otopsi sonucu belli oldu
Şehirden kaçmak isteyenlere güzel bir öneri: Acarlar Longozu
Paul Scholes
14 Şubat’ta Türkiye sarsılacak
Sabri’n sonu!
En çekici erkek Okan!
Hakan Şükür’ü ben istedim
#diyeokunur
İbo’dan bebek müjdesi
Tatlıses’ten çocuk müjdesi!
Başbuğ yalnız kaldı
Karadenizlileri bakın ne ‘hasta’ ediyormuş!..
#tkblallstar
3g kullananlara güzel haber
Bor-Mobil!- Video
“G.Saraylılar Sabri’yi tutsun”
Azer Bülbül, son yolculuğuna uğurlandı
Ivy Blue
Türkiye’den önce davrandı
Dünya Hürmüz’den geçen petrole
TSK’dan dev adım
Genelkurmay karartmayı doğruladı: Andıç, 3 Eylül 2009’da imha edildi
Kompany


Bunu herkes yapmaz
İstanbul’un çehresini değiştirecek yeni projeler geliyor
Yılın Oyuncusu


Nargile cafeler kapatılıyor
Subaylara andıçlı sörf tavsiyesi
Welbeck



Fragmanı gönülleri ‘Fetih’ etti
Congrats to Beyonce and Jay-Z



Danıştay baskını delillerini karartmaya 7 tutuklama
Manchester City - Manchester United



Somali’ye ilk su kuyusu


08 Ocak 2012 kayıtlarına baktığımızda Twitter Türkiye gündemi ile ilgili gazete gündemleri arasında herhangi bir benzerlik görünmemektedir. Göze çarpan bir diğer noktaysa gazetelerin en çok okunan haberleri arasında yine bir paralellik olmamasıdır.

09 Ocak (Pazartesi) 2012
Twitter Türkiye Gündemi
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
Can Bonomo
Meteorolojiden kar uyarısı
“Ne petrol ne gaz ‘ondan’ daha değerli değil”
Ünlü siyasetçi hastaneye kaldırıldı
Hesap vermek
#neolursaolsun
Cep telefonu devinden şok açıklama
Uludere olayında flaş gelişme
Dünyanın sonuna kaç sene kaldı?
5 yıl saklanması gereken andıç 5 ay sonra imha edilmiş
#inonuyedokundurtmam
“Türkiye’yi sallayacağım”
Dahi fizikçi dünyanın sonunu açıkladı! (Galeri)
Leopar dehşet saçtı
Başbuğ’a Yüce Divan yolunu Yargıtay kapatmış
#kendinidegilkentinicek
Yaşasaydı yarın doktora gidecekti
Aç leopar insanlara saldırdı
“Demirel biliyordu”
Cezayir’de koalisyon ortakları bile Başbakan’ı eleştirdi
İstanbul Film Festivali
Dansöze nasıl 100 lira takılır?
Ünlü futbolcu ‘Cicişlere’ mi özendi?
Eurovision’a Can Bonomo gidecek
Nahit Menteşe: Kızılay’da bombaları asker patlatıyordu
Hello Monday


Küme düşecek 5 takımı açıkladı
Yargıda ‘militan’ kadrolaşma Seyfi Oktay’ın ajandasında
Rauf Denktaş


Azer Bülbül’ün cenazesinde gergin anlar
Kaos Planı ve İnternet Andıcı süreci
Beyaz Saray



Uçaklarda isteyen Kuran-ı Kerim dinleyebilecek
Ticha Penicheiro Galatasaray Medical Park



Vahşi aslanın küçük kıza öfkesi
Siren Ertan



14 Şubat’ta yıldırım düşecek!


09 Ocak 2012 kayıtlarına baktığımızda, Twitter Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi olan Can Bonomo, Sabah’ta dördüncü gündem maddesi olmuştur. Rauf Denktaş ise aynı gazetenin birinci gündem maddesiyken, Twitter’da yedinci gündem maddesi olmuştur. Habertürk ve Sabah gazetelerinde en çok tıklanan haberler arasında leopar ile ilgili olan haber ve “dahi fizikçi dünyanın sonunu açıkladı” konulu haberleri benzer haberlerdir. Bu iki haberin haricinde gazeterde en çok tıklanan haberler arasında herhangi bir paralellik yoktur.

10 Ocak (Salı) 2012

Twitter Türkiye Gündemi
Hürriyet En Çok Okunan Haberler
Habertürk En Çok Okunan Haberler
Sabah En Çok Okunan Haberler
Zaman En Çok Okunan Haberler
Sema Maraşlı
Sigortalı olmayanlara
“Dokunulmazlığımı kaldırın!”
Hıncal Uluç ile haftanın gündemi
Kar yağışı, yurdu etkisi altına aldı
#tilili
Marmara ve Ege için
CHP’liler Taksim’e yürüdü
Başbakan Erdoğan konuştu
Balyoz sanığı genaralden itiraf
#anlasinistiyorum
Chp grubu ayakta
2 dakika = 2 yıl
İddianame kabul edildi
Fettullah Gülen: Karakterimiz gereği kötüye karşı iyilikle mukabele edeceğiz
#Ufakken
2.5 milyon liraya ev aldı
THY’de Kuran-ı Kerim ve Rihanna
Adınıza açılmış kaç hat var?
Hurşit Tolon tutuklandı
Şemdinli Davası
‘dizideki kadınlar gibi olmayın’
Eurovision’a gidecek isim belli oldu! Video
İran Türklere ateş açtı: 2 ölü
5 milyar dolarlık dev ihale için 18 şirket yarışıyor
Hurşit Tolon



60 milyon kişi hastane randevusunu Erzurum’dan alıyor
CHP Grubu


Azer Bülbül ile ilgili son iddia
İsrail’den rekor tazminat talebi
Roj Tv


Erol Köse Gülben Ergen’in özel karesini…
Uludere’de ne oldu?
Yasin Hayal



İran nereye gidiyor?
Bahar Kupası



Askerliğin namusu


10 Ocak 2012 tarihli kayıtlarda ise, Twitter Türkiye’nin birinci gündem maddesi Sema Maraşlı’yken, bu kişi Hürriyet’te beşinci en çok okunan habere konu olmuştur. Hurşit Tolon Twitter’da altıncı gündem maddesiyken, Zaman’da ise dördüncü en çok okunan haber olmuştur. Twitter’da yedinci olan CHP Grubu ise, Hürriyet’in üçüncü gündem maddesini teşkil etmiş, Habertürk’ün ise ikinci en çok okunan haberi olmuştur.

Sonuç

Günlük gazetelerin internete taşınmasıyla, okuyucular pasif rollerinden sıyrılmış, okudukları gazeteler ile daha aktif bir şekilde etkileşime geçmeye başlamışlardır. Teknolojik gelişmeler sonucunda, gazetelerde en çok okunan haberler, en çok yorum alan haberler, en çok beğenilen haberler gibi kategoriler rahatça görülebilmektedir. Sosyal medyada ise, Twitter örneğinde olduğu gibi, insanlar bu mecraları seslerini geniş kitlere duyurabilecekleri bir mikrofon gibi kullanmaya başlamışlardır. Bu gelişmeler sonucunda birbirinden farklı gündemler türemeye başlamış ve gerçek gündem nedir sorusu sıksık tartışılan bir konu haline gelmiştir.

Bu çalışmada Twitter Türkiye gündemi ve seçili gazetelerde en çok okunan haberler bir hafta boyunca takip edilmiştir. Çalışma sonucunda, Twitter gündemi ile gazetelerin en çok okunan haberleri arasında bazı günlerde konular arasında paralellik olduğunu, bazen de hiçbir benzerlik olmadığını belirtmek gerekir. Bununla birlikte farklı gazetelerin en çok okunan haberleri arasında da çoğunlukta benzerlik olmadığını bir haftalık araştırmamızda görmüş olduk. Bu durum kullanımlar ve doyumlar teorisi ile açıklanabilir, yani insanlar medya araçlarının önüne koyduklarını değil, kendi tercihleri doğrultusunda en fazla doyum elde edecekleri içerikleri tüketirler denebilir ama bu çalışmadan çıkan sonuçlar kullanımlar ve doyumlar teorisine harfiyen uygundur denemez çünkü online gazete okuyucularının sadece tek bir gazete okuduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Online gazetelerde gündem maddeleri daha belirgin şekilde sayfanın başında bulunurlar ve insanların dikkati bu haberlere çekilmeye çalışılır. Böylece bir yönlendirme söz konusu olabilir. Bununla birlikte, online gazetelerde en çok okunan haberler gün içinde değişiklik gösterebilmektedir. Ayrıca bir kişi aynı gün içinde birçok gazete okuyabilmektedir, internet çağında gazetelerin kitleleri eskiye oranla daha kaygandır. Bununla birlikte gazetelerin gündem maddeleri genel yayın politikaları çerçevesinde birbirinden farklı olabilmektedir.

Twitter gündemi ise dakika dakika değişebilmektedir. Bazı gündem maddeleri Twitter’daki kanaat önderleri tarafından manipüle edilebilmektedir. Ayrıca Twitter gündeminin sadece gazetelerden beslendiğini söylemek imkansızdır. Haber alma konusunda televizyon, radyo, kişiler arası iletişim, hatta Twitter’ın kendisi bile pay sahibidir.

Bu çalışmanın sonucunda ortaya çıkan en önemli nokta, gündemin günlük olması ve kısa ömürlü oluşudur. Çalışmanın en can alıcı noktası, İlker Başbuğ örneğidir. 06 Ocak 2012 tarihinde hem gazetelerde hem sosyal medyada son derece yankı uyandırmış olan bu haber, ertesi gün, yani 07 Ocak 2012’de tamamen gündem dışıdır. Bu durum haber kaynaklarından mı kaynaklanmaktadır, yoksa kamuoyu gündemi oldukça gündelik bir ilgi midir bunu başka araştırmalarda incelemek şüphesiz yerinde bir çalışma olacaktır.